Bugün Facebook’ta bir videoya denk geldim!

Az evvel facebook’ta bir konuşmaya denk geldim. Konuşmanın kahramanı Enis Sipahi. Play tuşuna bastım. Konuşmayı nefes almadan dinledim. Büyülendim.  Enis Sipahi’ yi tanımıyorum. Basket ile hiç alakam olmadığından. Hemen araştırdım. Tofaş’ın genç oyuncusuymuş. Öyle ki daha 18 yaşında! Konuşması seni, beni, bizi cebinden çıkartır. Bu konuşmaya denk geldiğim ve kendisini tanıdığım için çok şanslı hissediyorum.  Florida eyaletinin Orlando kentinde yer alan Montverde Academy‘ de tam burslu olarak eğitimine ve basketbol kariyerine devam eden Enis’in muhteşem konuşmasını sizinle paylaşmak istedim. Bu konuşmadan hepimizin gerekli dersleri çıkarması dileğiyle…

İyi Akşamlar. Benim adım Enis Sipahi.

 

Avrupa’da küçük bir ülke olan Kosova’da doğdum. 6 sene önce köklerimin bulunduğu Türkiye’ye taşındım. Orda 5 sene yaşadıktan sonra buraya (Amerika/ Orlando) geldim. Kendim hakkında size anlatabileceğim fazla bir şey yok. Bu senenin ne kadar iyi geçtiğini anlatarak, yada sırf kendimizi özel hissedelim diye olayları büyütüp zamanınızı harcamayacağım. Çok bildiğim bir şey de yok ama sizlere bazı düşüncelerimi arz etmek istiyorum. Motive edici bir konuşma yapmaktan da kaçınacağım çünkü “başarı” kelimesinin anlamı değişti.  Başarı peşinde koşarken hepimiz boynuzlarımızı kırıyoruz ama görmüyoruz ki peşinde koştuğumuz şey sadece egoizm, bencillik ve materyalizmden ibaret. O yüzden sizin “başarılı” değil, değerleri olan insan olacağınızı ümit ediyorum.

 

Bu yaşadığımız dünya iyi bir yer değil. İnanın bana, burası aslında korkunç bir yer. Kütüphanecilere, rahatça o distopya kitaplarını kurgusal olan raftan alıp, kurgusal olmayan rafa koymaları gerektiğini söyleyebileceğimiz bir zamana geldik. Tıpkı uygarlığımız gibi, algımızın ötesinde olan, insan tarafından yapılan dehşetlere şahit olduğumuz zamana geldik. Bu dünyanın değişmesi gerekiyor. Ve bunu değiştirecek olan bizleriz.

 

Bizim en önemli sorunlarımızdan biri paradır. Onların “akıllıysan zengin olursun” demelerinden bıktım. Bu akılsızca bir şey.  Eğer zenginsen, bu akıllı olduğun anlamına gelmez. Bu sadece: zamanın değersiz olduğu için, vaktini ” para” denen kağıt parçasında koşarak harcadığın anlamına gelir. Lütfen arkadaşlar, bir şey yapmaya karar vermeden önce, kendimize “eğer para olmasaydı aynı şeyi yapar mıydım?” soralım.

 

Aydınlar diyor ki; İnsanlığın kronolojik gelişimine bakarsak, paranın bir ilüzyon olduğunu, parayı biriktirmemiz değil paylaşmamız gerektiğini anlamamız için 5 yüzyıla daha ihtiyacımız var. Eğer göstergeler bu yöndeyse, o zaman algımızı yeniden şekillendirip bir şeyleri farklı yapmaya başlamalıyız. Çünkü bizim o kadar vaktimiz yok. Eğer bunu anlayabilirsek neler olacağını tahmin edebiliyor musunuz?

 

Kendimizi geçici ve bir değeri olmayan şeylerle kandırmak yerine, benliğimizi ebedi olan değerlere adarsak eğer, o zaman, insanları öldüren eczacılar değil, insanları iyileştirmeye çalışan eczacılar olurdu. İnsanları dolandıran girişimciler değil, bize yardım etmeye çalışan girişimciler olurdu. İnsanları köleleştiren iş insanları değil, gerçek hayırseverler olurdu. Kukla siyasetçiler değil, insanlığa hizmet eden gerçek liderler olurdu. Yardımsever, empatisi olan, cömert ve çalışkan insanlar olurdu. Bu olmayan savaşı savaşmak yerine, sadece bu dünyayı nasıl daha iyi bir yer yapacağımızı düşünürdük. Emin olun, dünyanın ortalama IQ su en az 40 puan yükselirdi.

 

Amerika dünya nüfusunun sadece %4 üne sahipken, dünyadaki bütün paranın %50 sinden fazlasına sahip. Buna rağmen bu dünyada 50 milyondan fazla kişi fakirlik içerisinde yaşamaktadır. Ve arkadaşlar, ben Amerika’dan bahsediyorum. Çocukların açlıktan öldüğü ülkeleri saymıyorum bile.

 

Açgözlülüğün bizlere ne yaptığını görmemiz lazım. Sadece verdiklerimize sahip olduğumuzu anlamamız lazım. Eğer herkes varlığının en az “şu kadarını” paylaşsaydı, dünyadaki bütün insanlar refah içerisinde yaşardı. Gözü dönmüş insanların oynadığı bu monopoly oyununa köle olmayalım. Neler olduğunu anlamaya çalışalım.  Demek istediğim mezara girerken yanımıza 5 sent bile almayacağız. O yüzden kendimizi niye yoralım?

 

Eğer dünyanın o kadar da kötü olmadığını düşünüyorsanız, üzgünüm ama yeteri kadar bilinçli değilsiniz. Dünya’da kan dökülüyor. Kendilerini kanla besleyen hasta, manyak, acımasız insanlar var. Bu insanlar savaşın zaferini değil, savaşın sürekli ve devamlı olmasını hedeflemektedirler. Bunlar, o haberlerde gösterilen kişiler değil. Bunlar takım elbise giyiyorlar. Gözlerimizin önünde savaş oluyor. Neden bunu görmezden geliyoruz? Bizim sorunumuz ne? Unutmayın ki gladyatörler insanları eğlendirmek için yapılmıştı. Ama asıl amaç kitlelerin imparatorluktaki krizlerden dikkatlerini dağıtmaktı.

 

Her gün öldürülen masum insanlar, çocuklar, bebekler var. Bunu tekrarlayacağım: Bebekler öldürülüyor. Tabi ki hiçbirimiz bunu istemiyoruz ama asıl soru şu: kaçımız bu konu hakkında bir şey yapıyoruz? Bana “bu benim işim değil” demeyin. Eğer gerçekten neler olduğunu anlamaya çalışırsanız, anlarsınız ki bu iş bizden başkasının değil. Biz gençler, bizim bu dünyada muazzam bir rolümüz ve harikulade bir etkimiz var. Bizim jenerasyonumuzun olağanüstü bir şey yapması gerekiyor.

 

Şu andaki eğitim sistemi acınacak durumda. O yüzden ne yaparsanız yapın, o diplomayı nereden alırsanız alın, eğitiminizi asla bir şey ile izole etmeyin. Onların “hadi biraz kutunun dışında da düşün” demelerinden de bıktım. Bizim kutunun dışında düşünmemize gerek yok. Sadece kutunun aslında hiç var olmadığını anlamamıza gerek var.  Sizi temin ederim, bu sistem çok yakında değişecek. Ayrıca bilin ki, bu kandan  kırmızıya bürünmüş bu sessiz okyanusa yakında fırtınalar gelecek.

 

Bize verilen ilk uyarı “oku” uyarısıdır. Okumamız gerekiyor arkadaşlar. Çok okumamız gerekiyor. Kütüphanelerde tozlanmış kitapları görmek çok yazık. Kendimizi bulmanın tek yolu aramaktır. Aramayı sadece öğrenerek yapabiliriz. Dolayısıyla söyleyin bana, hiç bulunmamış bir ruh nasıl yaşayabilir? Ve unutmayın ki en büyük trajedi, yaşayıp da ruhun derinliğini keşfedememektir. Mevlana’ya ne olduğunu hatırlayın. Deliliğin eşiğinde yaşıyordu, cevaplar arıyordu. Kapı açıldığında farketti ki, kapıyı içeriden çalıyormuş.

 

Teşekkür ederim.

 

 

Yorumlarınız benim için değerli!