Münih /Oktoberfest

Merhaba merkez!

Yılın başından beri Oktoberfest için Münih’e gitme konusunu defalarca konuştuk İlhan’la. İkimiz de bira konusunda oldukça meraklı olduğumuz için, bu deneyimi yerinde, sırf bira için düzenlenmiş bir festivalde deneyimleme fikri bile baya heyecan vericiydi. Biletlerimizi almak için biraz geç kalmış olsak da uygun fiyatlı bilet bulunca Temmuz sonunda rezervasyonlarımızı yaptık. İnternet üzerinden bir acenta aracılı ile aldık biletlerimizi. İstanbul’dan Münih’e Thy ile uçtuk. Oraya kadar gitmişken Amsterdam’ı da görmek istediğimden Münih’ten sonra Amsterdam’a geçtik ve dönüşümüzü Amsterdam üzerinden Pegasus ile gerçekleştirdik. Münih’ten Amsterdam’a yerel bir havayolu şirketi olan Transavia ile uçtuk. Bütün bu transferleri yola çıkmadan İstanbul’da hallettik.

Münih, Almanya’nın 3. büyük kenti, Almanya’nın en zengin eyaleti olan  Bavyera eyaletinin başkentidir. Münih, Bavyera Alpleri’nin kuzeyinde ve İsar nehri kıyısında kurulmuştur. Münih’in Almanca ismi München eski dilde ‘keşişlerin yeri’ anlamına gelen Munichen’den gelmektedir.  Bu nedenle Münih’in armasında bir râhip vardır. Almanya’nın teknoloji başkenti kabul edilen Münih, Münih Teknik Üniversitesi’nin de payıyla BMW, Siemens gibi firmaların genel merkezlerine ev sahipliği yapmakla beraber, Google, Microsoft, IBM, Intel gibi uluslararası firmaların da Almanya ofislerini bulundurmaktadır.  Almanya’da finans başkenti Frankfurt’tan sonra en yüksek kişi başına düşen GSYİH’ya sahiptir.

Münih, 2-3 günde rahatlıkla gezebileceğiniz bir şehir. Oktoberfest zamanı Münih’te otel bulmak oldukça zor. Dolayısıyla belki de uçak biletinden önce otel rezervasyonları halledilmeli 🙂 Biz şanslıyız ki biletlerimizi aldıktan sonra otel bulabildik. Seçeneklerimiz çok azdı ama otelimiz nispeten merkeze yakın ve güzeldi. Aysun otel rezervasyonunu yapmakta biraz geç kalınca bir hostel buldu. Ama Münih’te hiçbir nokta birbirinden çok da uzak değil. Metro ağı inanılmaz ve istediğiniz her yere metro sayesinde kolayca gidebiliyorsunuz. Münih’te en çok sevdiğim şeylerden biri bu oldu.

munich_ubahn_plan

Metro ağı çok karışık gibi gözükse de haritayı bir kez çözdükten sonra  sistemin oldukça düzenli olduğunu farkediyorsunuz.

Metro ağı S ve U bandlarından oluşuyor. S bandı Urban Rail yani yeryüzüne de çıkan bir hat. U bandı ise Underground yani yer altından gidiyor. Ayrıca Münih’te metro veya tramvay kullanırken biletinizi okutmuyorsunuz ya da araçlarda kontrol eden birisi olmuyor. Ama kontrole yakalandığınızda 60 euro gibi bir cezası var. Bu nedenle bilet almanız yararınıza olacaktır.

Bu arada Google Maps’de de metro ağının olduğu bir sitemin olduğunu hatırlatayım. Gitmek istediğiniz yeri yazdığınızda, size hangi yönde gitmelisiniz, hangi ağı kullanmalısınız, hangi durakta inmelisiniz gibi direktifler veriyor ve bu işi bir tık daha kolaylaştırıyor. Yani kaybolmanız neredeyse imkansız 🙂

Münih Hava Alanından, bizim gibi 23.90 euro’ya gün içinde, 5 kişiye kadar kullanabileceğiniz bir metro bileti alabilirsiniz.

DSC04287

DSC_6480 (Large)

Bizim otelimiz S4 ve U2 bandı üzerinde olan Trudering durağına çok yakındı. Otelimiz Leto‘dan son derece memnun kaldık. Odamız biraz küçük olsa da son derece temiz, rahat bir oteldi.

Gittiğimiz gün Münih bizi yağmurla karşıladı. Sonraki günler ise hiç yağmadı. Sonradan farkediyoruz ki burada havanın genel durumunu öğrenince pek şanslı bir döneme denk gelmişiz. Bu dönemde genelde havanın kapalı olduğu, gün içinde muhakkak yağmur yağan bir şehir Münih.

DSC04303 (Large)

DSC04388 (Large)

 

 Gezmelik

Şehrin en büyük meydanı Marienplatz. Bu gösterişli binaların olduğu meydanda yeni ve eski belediye binaları sizi karşılıyor. Rathaus (belediye) binasının etrafı Bavyera kahramanlarının heykelleriyle çevrili, görsel bir şölen yaşatıyor.  Bu ana meydan her zaman renkli her zaman kalabalık. Civar, sokak performançıları, turistler, cafe, mağazalar ve restoran dolu. Marienplatz’deki  Frauenkirche’nin ikiz kuleleri şehrin ünlü simgelerinden.

DSC04560 (Large)

DSC_6693 (Large)

Altes Peter ( St. Peter kilisesi) yine civardaki kilislerden biri. 300 basamakla bu kilisenin kulesine 3 euro karşılığında çıkabilirsiniz. Yanlız asansör olmadığını belirtmek isterim 🙂 Biz yorgun olduğumuzdan tecrübe etmedik bu deneyimi. Yanlız yukarıdaki manzaranın 300 basamağa değer olduğunu okuduğumu belirtmeden geçmeyeyim.

Viktualienmarkt, diğer bir keyifli mekanlardan biri. Burası envayi çeşit et ve peynircilerin, çiçeklerin ve restoranların olduğu geniş bir açıkhava pazarı aslında. Etraf hep cıvıl cıvıl ve çok hareketli.

 

 

Englischer Garten (İngiliz Bahçesi)’nin bende bıraktığı hissi sanırım anlatmaya kelimelerim yetmeyecek. Gelmeden önce burasının Central Park’tan ve Hyde Park’tan daha büyük olduğunu okumuştum. İçindeyken doğru olduğunu anladım. 417 hektara yayılmış devasa bir parktan söz ediyorum. Bırakın Almanya’yı dünyanın en büyük parkları sıralamasında yer alıyor. Gerçekten ucu bucağı yok.  İnsanlar bisikletleriyle, köpekleriyle ve piknik sepetleriyle burada süper keyifli vakit geçiriyorlar. Acayip kıskandım doğrusu. Münih’te de bir çok Avrupa kentinde olduğu gibi park kültürü denen bir kavram var. Neredeyse her semt yeşillik bir alana sahip. Bizim şehir hayatını ve karmaşasını düşününce “böyle bir yerde yaşasaydım nasıl farklı, sakin bir hayatım olurdu kim bilir” diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım.  Bolca sincap ve ördek görmeniz olası. Parkta güneşi görüp bikinisiyle güneşlenen de var, kıyafeti fazla gelip çırılçıplak kendini güneşe teslim eden de 🙂 Yanlış duymadınız valla 🙂 Ayrıca nehrin bir bölümünde sörf yapılıyor. Biz , böyle bir olayın olduğunu sonradan farkedip sörf yapılan alana gitmediğimiz için pişman olduk. Sizin yolunuz düşerse muhakkak arayıp bulun sörfçüleri 🙂

 

İngiliz bahçesinin içinde neredeyse günün çoğunu geçirdiğimiz Chinesischer Turm (Chinese Tower) var ki yine bu parkın en keyifli alanlarından biri diyebilirim. Kule 1970 yılında inşa edilmiş. Tamamen ahşap. 1944 teki 2. Dünya savaşında tamamen tahrip edilmiş ve 1952’de yeniden inşa edilmiş. Kulenin içinde hafta sonları bando ekibi canlı müzik yapılyor ve siz dışardaki geniş banklara yayılıp müzik eşliğinde, sipariş ettiğiniz envayi çeşit biralar, sosisler ve yemeklerle takılıyorsunuz. Bu alan 7000 kişilik kapasitesiyle en büyük bira bahçelerinden biri. Biz de havanın şahane olmasını fırsat bilip saatlerce oturup biralarımızı yudumlarken bolca muhabbet ettik. Üniversiteye yakın olması sebebiyle genç nüfusun tercih ettiği bir yer. Ayrıca turistler için de çok keyifli ve görülmesi gereken yerlerden biri.

 

Maximilianeum, bizim gezi planımızda olmayan, boş vaktimiz olduğu için şehri keşif sırasında karşımıza çıkan bölge. Buradaki sarayımsı yapı, özel öğrencilere ev sahipliği yapıyor. Isar nehrinin hemen üzerinde yer alan bu ihitşamlı bina, etrafında bahçelerle çevreleniyor. Maximilian köprüsünden aşağıdaki manzara ise muhteşem!

DSC04441 (Large)
Maximilianeum

DSC04466 (Large)

DSC04478-Large.jpg
Maximilian köprüsünden Isar nehri

Aşağı indiğinizdeyse sizi bir o kadar ilginç manzaralar bekliyor!

DSC04518 (Large)

Hauptbahnhof, Münih’in merkez istasyonu ve civarı. İstasyonun içinde ne ararsanız var. Buna çanta ve valizlerinizi saklayabileceğiniz kasalar da dahil.

Deutsches Museum, 6 katlı bir teknoloji ve bilim müzesi. İçerisini gezerken Almanların mühendislikte neden bu kadar öncü olduklarını anlıyorsunuz. İçerisinde maden, havacılık, uzay ve gemilerle ilgili ayrı ayrı alanlar var. Müze çok büyük, gez gez bitmediğinden, eğer detaylı bir gezi istiyorsanız geniş bir zaman (tam bir gün) ayırmakta fayda var. Müzeye giriş kişi başı 11 euro.  İnsanoğlunun varoluşundan günümüze kadarki teknolojik gelişimini görme şansına sahip olduğunuz hayranlık uyandıran dünya müzesi. İlhan ve Numan müzenin her parçasında kendini kaybedip dakikalarca detaylı detaylı inceleme yaptılar. Valla beni biraz baydığı için turun yarısında dışarı çıkıp, zamanımın çoğunu müzenin bahçesinde onları bekleyerek geçirdim 🙂 Eğer tarih, bilim ve teknolojiye meraklıysanız muhakkak görmeniz gereken yerlerden biri bu müze.

DSC04810 (Large)

Angel of Peace (Friedensengel), Maximillian park sınırları içinde , Isar nehri yakınında, 38 metre uzunlukta, bronz bir heykel. 1870/71 yılındaki Franco- German savaşından sonra gelen 25 yıllık barışı temsilen 1896’da inşa edilmiştir. Heykelin altındaki soldaki yolu takip ettiğinizde duvar sanatı ile dolu bir tünelden geçiyorsunuz.

DSC04824-Large.jpg
Angel of Peace

BMW Museum, Olympiapark’ın yanında yer alan ve içerisinde geçmişten günümüze BMW araçlarının sergilendiği bir müzedir. Müze 1972 yılında açılmıştır. Bizim gezmeye fırsat bulamadıklarımızdan yine bu müze.

Yemelik içmelik

Cotidiano, size hem organik ürünleriyle hem de lezzetli kahvesiyle tam bir keyif yaşatacak. Biz kahvaltı için gittik ve taze kruvasan içinde servis edilen yumurtalarından pek memnun kaldık. Vejetaryen ve vegan menüleri olmasına ise bizden +1 puan. Havanın çok güzel olmasını fırsat bilip dışarıdaki masalara kurulduk. Oldukça keyifli bir mekan.

DSC_6505 (Large)
Cotidiano

Hofbrauhaus, Münih’in en ünlü ve en eski bira evlerinden biri. Rivayete göre Hitler konuşmalarını burada yapıyordu ve taraftarlarını burada ayaklanmaya çağırıyordu. Burada envayi çeşit bira bulabilirsiniz. Bavyera müziklerinin çalındığı mekan, Münih’e gelmişseniz uğramanız gereken yerlerin başında.

 

Man vs. Machine, Münih’teki 3. dalga kahvecilerin başında geliyor. İçerisi oldukça küçük ama dışarıdaki  geniş caddeye bakan 3 adet masa tecrube edilmeye değer 🙂

 

Hackerhaus, bizim Münih’e gittiğimiz gün, bardaktan boşalırcasına yağmur yağarken sığınmak için girdiğimizde keşfettiğimiz bir restoran. İçerisi geniş tavanlı ve dekorasyonu çok güzel. Münih’teki ilk biramızı içtiğimiz yer. Mekanın yerel birası  (Hacker-Pschorr Helles) acayip lezzetliydi. Giderseniz istemeyi unutmayın.

DSC_6471-Large.jpg

Cafe Josefina, yine kahvaltı için tercih ettiğimiz bir diğer mekan. İlhan vejetaryen, Aysun vegan olunca arayışımız hep bu tür menüleri olan mekanlardan yönündeydi. Josefina’nın da vegan ve vejetaryen menü seçenekleri olması bizi (özellikle Aysun ve İlhan’ı) çok tatmin etti. Mekan Josephsplatz metro istasyonuna oldukça yakın.

 

Hans İm Glück, Almanya’nın en büyük hamburger zincirlerinden birisi. Biz gitmeden methini çok duymuştuk. Bir çok şubesi olmasına rağmen bize nispeten yakın olanına giderken son derece ıssız ve etrafta hiçbir mekan olmayan sokaklardan geçerken hayal kırıklığına uğrayacağımızı düşünsek de mekana vardığımızda içerideki ambiyansı görüp çok etkileniyoruz ve mekana şans veriyoruz. İyi ki de vermişiz. Gerçekten yediğim en lezzetli burgerlerden birini yiyorum burada. Vejetaryen ve vegan seçeneklerinin bulunduğunu da söylemeden geçmeyeyim.

hans-im-glueck-burger-1500x680
Kaynak: artsinmunich.com

Oktoberfest 2017

 

Gelelim Münih’e gitme sebebimize. Almanya’nın en büyük festivali Oktobesfest!

Oktoberfest, hernekadar bira festivali diye anılsa da aslında  basit bir bira festivali değil. 1810 yılında Bavyera Prensi Ludwig ile Prenses Therese’nin evliliğinin kutlanmasıyla ortaya çıkıyor. Hatta festival alanı da (Thereisienwiese) adını Prenses’in adından alıyor. Dünyanın birçok yerinde Oktoberfest adı altında benzer festivaller yapılıyor olsa da yukarı da yazdığım sebepten ötürü en orjinali ve en büyüğü Münih’te.

İsmi Oktoberfest olsa da festival Eylül ayının sonlarında başlıyor ve Ekim ayı başına kadar sürüyor. Ekim ayının 3. ünü (Almanya Birleşme Günü kutlamalarını) kapsayacak şekilde düzenleniyor. Festival, her yıl, Münih Belediye Başkanı tarafından açılıyor. Festival için her yıl, biraz daha koyu ve sert olan özel Oktoberfest biraları mayalanıyor.

Oktoberfest denince haliyle akla gelen ilk şey binlerce insanın tüm gün bira içip sarhoş sarhoş dolaştığı olabilir. Bunun neresi keyifli diye bile düşünebilirsiniz ama inanın hiç öyle değil. Hepimiz hayatımızın en eğlenceli günlerinden birini geçirdik. Zihinde canlanandan çok farklı bir durum söz konusu. Üstelik turist etkinliği olduğu ile ilgili bilgiler de tamamen yanlış. Bu festival için dünyanın dört bir yanından olduğu gibi Almanya’nın bir çok şehrinden de akın akın Alman geliyor.

Festivalde ikram edilen biralar litrelik. Evet, yanlış duymadınız! Özel bardaklar içinde gelen 1 litre birayı içmeniz haliyle biraz zaman alıyor. Ama biranın geçen zaman zarfında nasıl hiç ısınmadığını hala çözemedik desem:)

Festivale katılanlar dilerse yerel kıyafet olan lederhose veya dirndil giyebiliyorlar. Aysun, kıyafetlere bayılıyor ve seneye yine gelip bu defa ben de dirndil giyeceğim diyor 🙂

Biz festivale girmek için akşamüstü saatlerini bekliyoruz. Zira asıl eğlence saat 16:00 dan sonra başlıyormuş. Alana yürürken kaldırımlarda festivale katılmak için sizinle birlikte yürüyen yüzlerce insan görüyorsunuz. Biz festivale girerken çok sıra beklemiyoruz. Bu arada gitmeden evvel, festivale hafta sonu gitmenin çok da iyi bir fikir olmadığını okuduğumuz için biz katılmak için perşembe gününü bekliyoruz. Hafta sonu hem festival alanı hem de çadırlar acayip kalabalık oluyormuş. İyi ki de öyle yapmışız. İçeri girdikten sonra sizi lunapark karşılıyor 🙂 Biraz aç olduğumuz için önce bir çadıra kendimizi atıp bir şeyler atıştırıp sonra çocuklar gibi eğlenme niyetindeyiz.

oktoberfestt

Festival alanı, birçok çadırdan ve lunaparkı andıran panayır alanından oluşuyor.  Yaklaşık 15 tane çadır var ve hepsinin konsepti farklı. Çadırlar 6000 e kadar insan kapasiteli. Biz toplamda iki çadıra giriyoruz ve rezervasyonumuz olmamasına rağmen yer bulmada sıkıntı yaşamıyoruz. Yüzlerce insanın aynı anda müzikle ve dansla bira içtiğini hayal edebiliyor musunuz? Gerçekten hayatımdaki en mutlu anlardan biriydi.

Sonra biraz muzurluk 🙂 Biz Aysun ile dönen salıncağa bindik. Sonra hepbirlikte çarpışan arabalar ve dönmedolap. İlhan ile birbirimizi gaza getirip rollercoastera bindik ki sormayın. Kanımda daha az alkol olsaydı muhtemelen bu hamleyi yapmazdım 🙂  Şapkamı ters taklalardan birinde kaybetmiş olmak bile keyfimi bir nebze olsun kaçırmadı. Kameraları yanıma alamadığım için maalesef sadece dönen salıncakta fotoğrafımız var ama video çekmeyi ihmal etmedim. Yakında hazırladığım Münih vlogunda acayip eğlenceli hallerimizi göreceksiniz 🙂

DSC_6787 (Large)

Akşam olduğunda ise festival alanı bambaşka bir hale bürünmüştü.

DSC_6815 (Large)

DSC_6894 (Large)

Gece kalabalık iyice artmış, çadırlar iyice kalabalıklaşmıştı ki biz yine dört ayak üzerine düşüp açık bir çadırda kendimize yer bulduk. Müzikler ve ortam gerçekten harikaydı. Bol bol dans edip bağırarak şarkı söyledik 🙂

DSC_6925 (Large)

Gecenin geç saatlerine dek festival alanındaydık. Öyle ki kendimizi otele nasıl attık gerçekten hatırlamıyorum. Rollercoaster’da düşürdüğüm şapkamı gece bulmak ise günün en güzel sürprizi idi 🙂 Bence herkes hayatında en az bir kez orada bulunup o heyecanı, o eğlenceyi ve o deneyimi yaşamalı. Oktoberfest2017’yi şahane anılarla hatırlayacağım!

Instagram hesabımdan Münih için bir tık.

Yorumlarınız benim için değerli!