Motorla Yunanistan/ Bölüm 4/ Yanya- Halkidiki

Yanya (Yunanca: Ιωάννινα İoannina), 70.203 nüfus ile Yunanistan’ın Epir bölgesinin en büyük şehri ve aynı adı taşıyan ilin (nomos) merkezidir. Kuruluş yılı İS 510 yılıdır. Aziz John’un koruması altında kurulduğundan dolayı, Yunancada “Yahya’nın Şehri” anlamındaki İoannina adı verilmiştir. Şehir, II. Murat devrinde (1421-1451) 9 Ekim 1431’de fethedildi ve Balkan Savaşı sırasında kentin kalesini kuşatan Yunan ordusuna uzun süre direnmesine karşın  1913 tarihinde Türk yönetiminden çıktı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Balkanlar’ın en önemli merkezlerinden biriydi. Osmanlılarca inşa edilmiş kale, pek çok Türk evi, Muğla’ya şaşırtıcı ölçüde benzeyen sokaklar ve Tepedelenli Ali Paşa’nın sarayı Yanya’nın başlıca ilginç noktalarıdır.Fethiye Camii ve Aslanpaşa Camii halen ayakta olup Aslanpaşa Camii etnografya müzesi olarak kullanılmaktadır. Yanya’da Arnavutluk sınırına yakınlığından dolayı önemli bir Arnavut nüfusu vardır. Yanya’nın önemli eğitim kurumları arasında Yanya Üniversitesi bulunmaktadır.

Kaynak: Wikipedia

Tatilimizin son iki durak noktası için sabah erkenden Yanya’ya doğru yola çıkıyoruz. Öncelikle feribota binmek için Fiskardo’ya gitmemiz gerekiyor. Tekrar dağların eteklerinden kuzeye doğru 45 km  yol yapıyoruz. Fiskardo’dan Nydri limanına feribot 2 saatte gidiyor. Motorlar için 10 ar, kişi başı 8 er euro ödüyoruz. Araba için önceden rezervasyon gerekebilir. Çünkü feribot oldukça küçük.

LRG_DSC09861_1

Artık dağ yollarına elveda. Nydri’den Yanya’ya kadar tek ücretli geçişten geçiyoruz. Yol yaklaşık 146 km.

Saat 15:00 gibi Yanya’ya varıyoruz. Sokakları dar, binaları çok sevimli, tam bir öğrenci şehri Yanya. Buradaki otelimiz Kentrikon. Genişçe bir apart daire için rezervasyon yapmıştık öncesinde. 4 kişi aynı dairede kalacaktık. Gel gelelim otele varır varmaz gol yiyoruz 🙁 Çok geç kaldığımız için gelmeyeceğimizi düşünüp geniş daireyi başka birine vermiş uyanık otel işletmecisi. Daha küçük olana Korcan’lar yerleşiyor biz ise otelde başka boş oda olmadığı için yakınlardaki bir otele yerleşiyoruz. Zaten çok yorgun olduğumuz ve saat epey geç olduğu için ve ayrıca sadece bir gece kalacağımız için bu büyük sorunu görmezden gelip sabır çekmekle yetiniyoruz ve hemen hazırlanıp Yanya sokaklarını keşfe çıkıyoruz. Gitmeden evvel Yanya’nın tam bir öğrenci şehri olduğunu okumuştum. Bizim Eskişehir gibi aslında bakarsanız. Üniversite tatil olduğu için öğrenci değil de bol türist akınına uğramıştı bizim olduğumuz dönem. Yine araştırmalarımda, devletin boş bıraktığı binaları öğrencilerin işgal etme ve içlerinde yaşama hakkı olduğu yazıyor. Bu binaların en meşhuru Antiviosi. Ayrıca üniversiteyi gezmek ücretsiz ve yemekhanesinde ücretsiz yemek yiyebiliyorsunuz.

DSC_1807_DSC_1832_DSC_1792_DSC_1820_

LRG_DSC09948

DSC_1885_

Yanya’da çok meşhur bir göl var. Pamvotis gölü. Bu göl ortasındaki ada ile turistlerin uğrak noktası. Saat başı gölde tekne turu var. Biz saat akşamı bulmak üzere olduğundan ve aç olduğumuzdan bu keyiften mahrum kaldık ve gölün kıyısında fotoğraf çekinmekle yetindik. Yolunuz Yanya’ya düşerse siz bu fırsatı kaçırmayın merkez!

DSC_1895_

Gölün etrafında bir sürü cafe ve rastorant var. Yemekten önce bir şeyler atıştırmak için aralarından birine dalıp soluklanıyoruz. Mekanın milkshakeleri baya iyiydi bu arada.

Sonra biraz daha turlamaca 🙂

Nihayet acıkıyoruz ve daha evvel not ettiğim Balsamico‘ya gidiyoruz. Başlangıç için söylediğimiz ballı feta ve kabaki lezzetli. 4 euroya sipariş ettiğimiz house wine baya başarılıydı ki bir tane daha söyledik 🙂 Çocuklar etli Ali Paşa kebabı, kızarmış tavuk ve patlıcanlı güveç tercih ederken ben hakkımı salatadan yana kullanıyorum. Herkes yemeğinden son derece memnun. Çoğu restoranda masaya gelen zeytinyağlı ve kekikli ekmek hep çok lezzetli.

Hava karardığında sokaklar iyice kalabalıklaşıyor.

Odalara dönüp sabahki yolculuk için valiz yapmaya koyuluyoruz.

HALKİDİKİ / CHALKIDIKI

Halkidiki, Yunanistan’nın kuzeyinde bulunan bir yarımada ve aynı zamanda Orta Makedonya coğrafi bölgesine dahil bir ildir. Kuzeyinde üç parmaklı ele benzer bir görünüme sahip yarımadadan oluşur. Halkidiki’de bulunan en büyük kentler sırasıyla Nea Moudania, Nea Kallikrateia ve Polygyros’dur. Yarımadanın üç parmağının kıyılarında Yerakini, Neos Marmaras, Ouranoupolis ve Nikiti gibi tatil beldeleri bulunmaktadır. Halkidiki, Selaniklilerin 1950’li yıllardan itibaren yaz tatillerini Halkidiki’nin sahil kasabalarında geçirmeye başlamasıyla birlikte popüler bir turizm destinasyonu olmuştur. Ayaklar; Kassandra, Sithonia ve Athos.

Kaynak: Wikipedia.

Halkidiki’ye İstanbul’dan aracınızla ulaşmak isterseniz yaklaşık 600 km yol yapmanız gerekiyor. Ya da dilerseniz en yakın havaalanı olan (64 km)  Selanik Havaalanı’na gidip oradan araç kiralayabilir ya da Halkidiki’ye giden otobüslere binebilirsiniz. Biz Halkidiki için Yanya’dan sabah saatlerinde yola çıkıyoruz. Hatta en erken yola çıkışımız diyebilirim. O kadar ki ilk defa motor yolculuğunda üşüyoruz. Yanya-Halkidiki arası yaklaşık 450 km. İlk 100 km çok rahat geçiyor. Virajsız ve bol otobanlı, yollar bomboş. Yine dağların arasındayız ve sayamadığım kadar fazla tünelden geçiyoruz. Tüneller bittikten sonra, dağların eteklerinden indiğimizde de yollar yine otoban. Üç tane ücretli geçişten geçiyoruz. Kalacağımız ayak adanın ortasındaki Sithonia. Bölge Neos Marmaras bölgesi.  Daha evvel ayaklar hakkında yaptığım araştırmaları sizinle paylaşmak istiyorum. Bizim rotamıza göre ilk ayak olan Kassandra, 2. ayak olan Sithonia’dan daha küçük. Çok daha hareketli. Bolca beach bar var. En ünlü plajları Chrousou, Elephant Beach Bar. Yemek için öneriler arasında da Afitos bölgesi, Takis Taverna, Briki kitchen Bar var. Ama dediğim gibi bunlar yalnızca benim aldığım notlar. Biz Kassandra’ya gitmedik. Ve bu yazdığım yerlerde bulunmadık. Athos (Aynoroz) ise son ayak.  “Tapınmaya Adanmış Kutsal Dağ” ya da “Keşişler Diyarı” olarak da adlandırılan bu bölgede; 17 Yunan, 1 Rus, 1 Sırp ve 1 Bulgar olmak üzere 20 tane manastır bulunuyor ve nüfusu yaklaşık olarak 2,500 kişi. Bu bölgeye kadınların hatta dişi hayvanların bile girişi yasak. Daha fazla bilgi için bknz: Wikipedia.

Burada bir dip not düşmek istiyorum. Biz Halkidiki’yi tatilin sonuna bıraktık ki iyice dinlenelim ve Türkiye’ye dönmeden son bir deniz tatili yapalım diye. Ve gelmeden burası ile ilgili duyduğum, okuduğum şeyler öylesine heyecan vericiydi ki büyük ama çok büyük beklentilerle gittim. Ama beklentim büyük olduğundan mıdır, yoksa önceki günlerde çok daha güzel denizler, sahiller,koylar gördüğüm için midir bilmem, ben Halkidiki’de büyük hayal kırıklığına uğradım. Özellikle yere göğe koyamadıkları Orange Beach’de geçirdiğimiz koca gün, benim için tam bir vakit kaybıydı. Yazının ilerleyen bölümlerinde bahsedeceğim.

Sithonia sapağına girdiğimizde otele yaklaşık 35 km yol yapıyoruz. Burada Otel Dire‘de konaklayacağız. Otelimizin konumu oldukça iyi. Neos Marmaras’ın göbeğinde. Vardığımızda hemen eşyaları odaya yerleştirip vakit kaybetmemek için bize en yakın (7 km) olan Lagomandra Beach’e gidiyoruz. Burası aynı zamanda otel. Plajı büyük ve oldukça kalabalıktı. Sahile yakın, ön taraftaki şezlonglar 8 euro iken arka sıradakiler 6 euro. Biz uyanıklık yapıp önde oturmayı seçiyoruz ama çocuklu ailelerin de ön tarafları seçmiş olabileceği ihtimalini hesaba katmadığımızdan kalabalık ve gürültü bizi biraz rahatsız ediyor. Kumu taşlık ve denizi hemen derinleşiyor. Hatırladığım tek güzel şey burgerinin çok güzel oluşu 🙂

LRG_DSC09980DSC_1960_

Akşam yemeği için mekan ararken özelden Fish Tavern O Haris önerisi geliyor. Biraz inceledikten sonra oraya gitmeye karar veriyoruz. Mekan Neos Marmaras’ın göbeğinde değil ama yürüme mesafesinde. Kapısına geldiğinizde Maria sizi sıcacık karşılıyor ve hemen içeri buyur ediyor. Burası, dekorasyonu ve atmosferi ile tam bir balık lokantası. İşletmeci Haris, Türk olduğumuzu öğrenince masamıza geliyor ve  bildiği tüm türkçe kelimeleri ardı ardına sıralıyor. Önce ortaya kendi bahçesinden toplanmış mis gibi taze ürünlerle hazırlanmış bir salata geliyor ki lezzeti efsane. Sonra tabii ki kekikli ekmek 🙂 Mezelerin hepsine bayılıyoruz. Başlangıçta gelen lakerdanın tadı hala damağımda. Keçi feta dillere destan. Ben yerel kırmızı şarabını deniyorum. Çocuklar barbayanni içiyor. O gece tüm tatil boyunca ilk kez tam bir rakı balık masasına oturduğumuzu farkediyoruz. Fiyatlar da bu lezzetleri düşününce gayet makul. Restorandan ayrılırken Haris’in ısrarıyla toplu bir foto çekiniyoruz. Benden duvarda yer beğenmemi istiyor  ve fotoğrafı gönderirsem duvara asacağını söylüyor. Eğer giderseniz duvarlara göz gezdirmeyi unutmayın. Belki bizim fotoğrafımıza denk gelirsiniz 🙂

LRG_DSC00008

İkinci sabah kahvaltıyı otelde yapıp meşhur Portokali (Orange Beach) ‘ye gitmek istiyoruz. Oteldeki kahvaltı son derece vasat. İstediğimiz herşey hazır. Menüde, hiçbir değişikliğe müsade etmedikleri 4 adet kahvaltı menüsü var. Haşlanmış yumurtayı omlete çeviremiyorsunuz mesela. Zaten haşlanmış yumurtalar da 3 günlük falandı. Portakal suyu istediğimizde hazır limonata, bizim marketlerde satılan hazır kruvasanlardan geldi. Garsonlar ilgisiz. Bu kötü deneyim için kişi başı 5 euro ödüyoruz ve ertesi sabah ne yapacağımızı kara kara düşünmeye başlıyoruz.

O sabah tam plaja giderken küçük bir aksilik yaşıyoruz. İlhan motorun anahtarını öndeki bagaja atıp yanlışlıkla bagajı kapatıyor 🙂 Otelle konuşup en yakın çilingir için çocuklar Korcan’ın motoruna atlayıp limana gidiyorlar. Çilingir kilite zarar vermeden olayı halletmek için yaklaşık bir buçuk saat uğraşıyor. Nihayet saat 11:00 gibi yola çıktığımızda önümüzde yaklaşık 50 km var. Yollar fena değil. Büyük beklentilerle gittiğimi daha evvel de söylemiştim. Ama vardığımızda koyun cehennem kadar kalabalık olduğunu görüyoruz. İlk golü burdan yiyoruz. Şans eseri deniz kıyısında şezlong buluyoruz. Belirtmeliyim ki Orange Beach hakkında sadece iki tane güzel izlenimim var. Onlar da frappesinin ve müziklerin iyi olduğu. Sırf bunlar için giderim diyorsanız amenna ama eksilere gelince o kadar çok ki… Her şeyden önce acayip kalabalık, şezlonglar ücretsiz ama sipariş şartı var. Şezlonglar dip dibe ve son derece rahatsız. Tesis çok küçük, yerinizden kımıldayamıyorsunuz. Duş yok. Müzik gürültüsü bir noktadan sonra rahatsız etmeye başlıyor. Suyun rengi güzel ama kalabalıkla doğru orantılı olarak denizi kirli (o gün çer çöp doluydu ). Deniz suyu çok sıcak, serinlemek için girdiğinde daha da bunalıyorsun. Sipariş ettiğimiz her şey pahallıydı. Önceki günlerde gördüğümüz bakir koylar, tertemiz ve berrak denizler, sakin sahillerden sonra, büyük hayal kırıklıklarıyla günü orada geçiriyoruz. Bu noktada size önerebileceğim şey yanınızda şemsiye götürmeniz. Şayet şemsiyeniz olursa tesisisin yanındaki koylarda da takılabilirsiniz ki bu çok daha keyifli olacaktır. Ayrıca etrafta fazlasıyla karavan ve çadır gördüğümü belirtmeden geçmeyeyim.

Akşam yemeği için mekanı TripAdvisor’dan buluyoruz ve sahildeki Ta Kymata‘ya gidiyoruz.

DSC_2307_DSC_2316_

Ta Kymata, masaların kuma yerleştirildiği, deniz manzaralı şirin bir mekan. Başlangıçta söylediğimiz peynir buyurdu efsaneydi. Giderseniz denemeden dönmeyin. Barbun balığını da çok beğendik.

LRG_DSC00068

Halkidiki’deki ikinci sabahımızda imdadımıza yine özelden bir takipçi yetişiyor ve kahvaltı için bize Eladia‘yı öneriyor. Otelimize oldukça yakın olduğu için bir önceki akşam kontrol etmek için mekana uğruyoruz ve sabahı iple çekiyoruz. Buradaki her ürün organik ve taze. Mekan İstanbul’daki kahvaltı mekanlarına taş çıkartabilecek bir mekan. Neos Marmaras’taki en güzel kahvaltı mekanı diyebilirim. Fiyatlarda yine İstanbul’daki benzer kahvaltı mekanları gibi. Ayrıca porsiyonları oldukça tatminkar, kahvesi çok lezzetli. Zante’de yediğim pancakeden sonra yediğim ikinci lezzetli pancake ile tanışıyorum. French toast u da oldukça başarılıydı. Çocuklar omlet, Erçin müsli yiyor. Midemiz dolu, keyifli bir şekilde ayrılıyoruz mekandan. Buralara gelirseniz Eladia’ya muhakkak uğrayın merkez!

DSC_2337_
Eladia Deli Food/ Neos Marmaras

Bugün Kalamitsi’ye gidiyoruz. Kalamitsi Neos Marmaras’a yaklaşık 35 km uzaklıkta. Sahil boyunca tesisler var. Şimdiye kadarki en pahalı şezlongları olan (10 euro) bir plaj görünce önce bir şaşırıyoruz. Ama dediğim gibi sahil boyunca uzanan bir çok tesis var ve Korcan duşu da olan Chica Beach’e yönlendiriyor bizi. Üstelik burada 2 şezlong bir şemsiye 5 euro. Bu kez plajın arkalarında konuşlanıyoruz ki öndeki kalabalığa kalmayalım. Kumu ve denizi çok temiz. Hem duş hem deniz soğuktu. Ortam ve müzikler oldukça iyi. Şu ana kadar Halkidiki’de tecrübe ettiğimiz plajlardan çok daha sessiz. Üstelik denizde kocaman bir kayalık var. İlhan deniz gözlüğü ile bol bol dalış yaptı ve bir sürü balık gördü. Buraya gelirseniz deniz gözlüğü ve şnorkel getirmek güzel bir seçenek olabilir. Şezlongların hemen arkasında bir kaç tane lounge alanı da var.

 

Keyifli bir günün ardından sahilden erken ayrılıyoruz. Çünkü sabah erkenden yurda dönüş var! Bu nedenle yemeği otele yakın bir mekanda geçiştirip valiz yapmak için odaların yolunu tutuyoruz. Tatilimizin son gecesi otelimizin balkonunda bir şişe prosecco ile kutlama yapıyoruz 🙂 Bu tatilin unutulmaz anlarının ve birlikte olmamızın şerefine!

Sabah çok erken otelden ayrılıyoruz ve İstanbul için yola koyuluyoruz. Önümüzde tam 650 km var. Kavala’ya kadar bir ücretli geçişten geçiyoruz. Yolculuğun ilk 2 saati benim için bir hayli zor geçiyor. Çok erken kalktığımız için bir türlü ayılamıyorum ve motorda giderken uyumamak için kendimi zor tutuyorum 🙂 İlhan ara ara intercomdan bağlanıp uyumamam için elinden geleni yapıyor 🙂

DSC_2510_
Gözlerimden uyku akıyordu

Yollar Selanik’e kadar o kadar güzel ve boş ki, farkında olmadan tatildeki hız rekorumuzu kırıyoruz 🙂 Saat 13:00 de İpsala- Türkiye sınırına varıyoruz. Türkiye’den çıkarken motorla olmamızın avantajını kullanıp sıra beklemeden Yunanistan tarafına geçebilmiştik ama dönüşte sistem değişmiş. Sıraya giriyoruz.

DSC_2525_

Kontrol noktasından sonra duty free’de soluklanıp bir şeyler yiyor ve yerimiz el verdiğince bir kaç parça bir şey satın alıyoruz 🙂

DSC_2527_

Saat 14:30 ve Türkiye’ye giriyoruz!

LRG_DSC00172 (1)

Tabii ki bir süre sonra o boş yollar yerini İstanbul trafiğine bırakıyor ve oldukça yorucu bir yolculuktan sonra saat 19:00 gibi evimize varıyoruz. O gün yolda en fazla kaldığımız gün olarak tarihe geçiyor. 650 km, tam 12 saatte! Motorun göstergesi 3.100 km diyor! Bu tatilde tam 3.100 km yapmış olduğumuza inanamıyorum. Sonunda evdeyiz. Bir ton kirli çamaşır ve yorgun biz 🙂

DSC_2535_

DSC_2545_
Yunanistan tatilimizin son pozu 🙂 08.07.20017 Maçka/ İstanbul

Yanya ve Halkidiki videolarını izlemeyi unutmayın merkez!

İlgili yazılar:

Motorla Yunanistan / Bolum 1/ Kavala-Meteora

Motorla Yunanistan / Bolum 2/ Zakynthos (Zante)

Motorla Yunanistan / Bolum 3/ Kefalonia

Yorumlarınız benim için değerli!